İçeriğe geç
REPERTUVAR

Yok Sayılanların Sineması

Mustafa Abu Ali’nin 1974 tarihli belgeseli They Do Not Exist, Filistinlilerin onlarca yıldır yaşadığı sürgün, yıkım ve kayıplara bakarken, bir halkın kendi hikâyesini anlatma mücadelesini de görünür kılıyor.

ARŞİV30 EKİM 2026

SELİN ARAS

Bir çocuk dondurma yiyor. Kadınlar evlerinin önünü süpürüyor, çamaşır asıyor, ekmek hazırlıyor. Komşular birbirleriyle konuşuyor. Mustafa Abu Ali'nin They Do Not Exist (1974) adlı belgeseli, Lübnan'ın güneyindeki Nebatiye mülteci kampında sıradan bir sabahı göstererek başlıyor. İlk dakikalarda gördüğümüz insanların hayatında olağanüstü hiçbir şey yok. Zaten filmin anlatmak istediği de tam olarak bu: Filistinliler, yalnızca savaşların, mülteci kamplarının ve siyasi tartışmaların konusu değil. Kendi gündelik hayatları, ilişkileri, alışkanlıkları ve gelecekten beklentileri olan insanlar.

Filmin adı, dönemin İsrail Başbakanı Golda Meir'in 1969 yılında verdiği bir röportajda Filistinlilerin ayrı bir halk olarak varlığını reddeden sözlerinden geliyor. Mustafa Abu Ali, beş yıl sonra bu inkâra bir belgeselle cevap veriyor. İnsanların varlığını kanıtlamak için büyük bir tarih anlatısına başvurmuyor. Kamerasını onların yaşadığı yerlere çeviriyor. Bir çocuğu, bir anneyi, bir sokağı gösteriyor. Bazen en güçlü siyasi cevap, yalnızca hayatın kendisini görünür kılmak olabiliyor.

Oysa Nebatiye'deki insanların hikâyesi çok daha önce başlamıştı. 1948'de İsrail devletinin kuruluşuna eşlik eden savaş ve Filistinlilerin Nekbe olarak adlandırdığı kitlesel yerinden edilme sırasında yaklaşık 750 bin insan evini ve geçim kaynaklarını kaybetti. Birçoğu Lübnan, Ürdün ve Suriye'ye sığındı. Başlangıçta geçici olduğu düşünülen mülteci kampları zamanla kuşakların büyüdüğü yerleşimlere dönüştü. 1967 savaşı yeni bir yerinden edilme dalgası yarattı. Böylece evlerine dönmeyi bekleyen ailelerin çocukları da mülteci olarak yaşamaya başladı.

Nebatiye bu tarihin küçük ama son derece belirgin bir parçasıydı. Filmin çekildiği 1974 yılında İsrail'in Lübnan'ın güneyine düzenlediği hava saldırıları kampı ağır biçimde tahrip etti. Birleşmiş Milletler kayıtlarına göre kamptaki 400 ailenin yalnızca 70'i evlerinin yıkılmasından veya hasar görmesinden kurtulabildi. 1948'de evlerini kaybeden insanların bir kısmı, yıllar sonra sığındıkları yerde yeniden evsiz kalmıştı.

Abu Ali'nin filmi tam da bu yıkımın öncesini ve sonrasını yan yana getiriyor. Biraz önce insanların yaşadığı sokakları, saldırıların ardından harabeye dönmüş hâlleriyle görüyoruz. Bu görüntülerin gücü yalnızca yıkımın büyüklüğünden kaynaklanmıyor. Seyirci artık o evlerde kimlerin yaşadığını, insanların günlerini nasıl geçirdiğini biliyor. Bombalanmış bir bina, birkaç dakika önce önünde çocukların oynadığı bir evdi. Film, savaş görüntülerinin çoğu zaman bizden uzaklaştırdığı bu bilgiyi geri veriyor.

Belgeselin merkezinde küçük bir kızın bir Filistinli direnişçiye yazdığı mektup da var. Kız, ona bir havlu ve sabun gönderdiğini anlatıyor. Daha güzel bir hediye veremediği için üzgün. Savaşın ortasında böylesine sıradan bir hediyenin anlamı büyük. Çünkü mektup, silahlı mücadeleyi değil, insanlar arasındaki bağı hatırlatıyor. Birinin uzakta olduğunu, başka birinin onu düşündüğünü, bütün bu koşullar altında hayatın hâlâ devam ettiğini.

They Do Not Exist // Mustafa Abu Ali

They Do Not Exist, elbette tarafsız bir gözlem belgeseli değil. Filistin kurtuluş hareketinin içinden doğmuş, politik tavrını açıkça ortaya koyan bir film. Mülteci kampındaki gündelik hayatı, İsrail saldırılarını ve Filistinli direnişçilerin görüntülerini bir araya getiriyor. Montajı, müziği ve farklı tarihsel mücadelelere yaptığı göndermelerle Filistin meselesini dünyanın başka bölgelerinde yaşanan sömürgecilik ve bağımsızlık mücadeleleriyle ilişkilendiriyor. Abu Ali için sinema, yalnızca olayları belgeleyen bir araç değil, dünyanın bu olayları nasıl gördüğüne müdahale etmenin de bir yolu.

Bu yaklaşım, Filistin sinemasının doğduğu koşullardan ayrı düşünülemez. 1960'ların sonunda Mustafa Abu Ali, Sulafa Jadallah ve Hani Jawhariyya gibi sinemacılar Filistin Film Birimi'ni kurduklarında, amaçları yalnızca film üretmek değildi. Filistinlilerin kendi görüntülerini, kendi bakış açılarından kaydetmesini istiyorlardı. Uzun yıllar boyunca başkalarının haberlerinde ve filmlerinde temsil edilen bir halk, ilk kez kendi görsel hafızasını sistemli biçimde oluşturmaya çalışıyordu.

Bu hafızanın da başına gelenler, Filistin tarihinin başka bir trajedisi. 1982'de İsrail'in Beyrut'u işgali sırasında Filistin sinema arşivi yağmalandı ve önemli bir bölümü kayboldu. Mustafa Abu Ali'nin filmi, kurtarılan kopyalar sayesinde günümüze ulaşabildi. Yıllar boyunca kendi filmini yeniden izleyemeyen yönetmen, 2003'te Kudüs'te düzenlenen bir gösterimde They Do Not Exist ile yeniden buluştu. Filistin sineması açısından bu yalnızca bir filmin yeniden keşfi değildi. Kaybolduğu düşünülen bir hafızanın parçalarından birinin geri kazanılmasıydı.

Bugün bu belgeseli izlemek ister istemez başka görüntüleri de hatırlatıyor. 2023'ten itibaren Gazze'de yaşanan büyük yıkım, yüz binlerce insanın tekrar tekrar yerinden edilmesi, ailelerin ve mahallelerin dağılması, 1974'te kaydedilen görüntülerle acı bir tarihsel bağ kuruyor. Aradan geçen yarım yüzyıla rağmen Filistinlilerin yaşamını belirleyen meselelerin birçoğu hâlâ ortada: Güvenli bir evde yaşamak, çocuklarını korumak, sevdiklerine ulaşabilmek ve kendi gelecekleri hakkında söz sahibi olabilmek.

Yine de filmi yalnızca acının tekrarlandığını gösteren bir belge olarak görmek eksik kalır. Filistinlilerin tarihini yalnızca uğradıkları şiddet üzerinden anlatmak da onları yeniden tek bir kimliğe indirger. Abu Ali'nin kamerasındaki insanlar yalnızca mağdur değil. Çalışıyor, konuşuyor, seviyor, bekliyor ve kendi hayatlarını kurmaya çalışıyorlar. Filmin ilk dakikalarının bu kadar önemli olmasının nedeni de bu. Yıkım görüntülerinden önce hayatı göstermesi, neyin kaybedildiğini anlamamızı sağlıyor.

Bugün Filistin'den gelen görüntülerin büyük bölümünde yıkılmış binalar, kalabalık hastaneler ve evlerinden ayrılmak zorunda kalan insanlar var. Bunlar görülmesi gereken gerçekler. Ancak Filistin sinemasının bize hatırlattığı başka bir gerçek daha bulunuyor: Bir halkın hikâyesi, başına gelen felaketlerin toplamından ibaret değil.

They Do Not Exist, elli yılı aşkın bir süre sonra hâlâ bu yüzden önemli. Mustafa Abu Ali, kamerasını yok sayılan insanların üzerine çevirerek onların varlığını kayda geçirmişti. Bugün filmi izlemek, yalnızca geçmişte yaşananlara tanıklık etmek değil, bu insanların hayatlarının nasıl hatırlanacağı üzerine de düşünmek anlamına geliyor.

Çünkü bir halkın varlığını sürekli yeniden kanıtlamak zorunda kalması, başlı başına anlatılması gereken bir tarih.