İçeriğe geç
REPERTUVAR

Kimin Yabancısı?

Erden Kıral’ın Hakkâri’de Bir Mevsim’i, kırk yılı aşkın bir süre sonra yeniden perdede. Ferit Edgü’nün romanından doğan bu kült film, bir öğretmenin hikâyesinden çok daha fazlasını anlatıyor.

ARŞİV21 EKİM 2026

Ata Başar

İlk bakışta tanıdık bir hikâye: Uzak bir köye gönderilen şehirli bir öğretmen, zor bir kış ve eğitim bekleyen çocuklar. Başka bir film bunu kolaylıkla bir fedakârlık ve kahramanlık hikâyesine dönüştürebilirdi. Erden Kıral, Hakkâri’de Bir Mevsim'de (1983) tam tersini yapıyor. Öğretmen, bildiklerini anlatmak için geldiği yerde, ne kadar az şey bildiğini fark ediyor.

Filmin kaynağı, Ferit Edgü'nün 1977'de O adıyla yayımlanan romanı. Edgü'nün 1964 yılında askerlik görevi sırasında öğretmenlik yaptığı Hakkâri'nin Pirkanis köyündeki deneyimlerinden doğan kitap, otobiyografik olanla kurmacayı iç içe geçiriyor. Onat Kutlar'ın senaryolaştırdığı filmde Genco Erkal, kendisini dilini bilmediği, alışkanlıklarını tanımadığı bir topluluğun ortasında bulan isimsiz öğretmeni canlandırıyor. Yolun ve elektriğin olmadığı, kışın gündelik hayatı neredeyse bütünüyle belirlediği bir köy burası. Fakat filmin asıl meselesi coğrafi uzaklık değil. Aynı ülkenin sınırları içinde yaşayan insanların birbirine ne kadar yabancı olabildiği.

Hakkari'de Bir Mevsim | Ferit Edgü | SEL YAYINCILIK

Filmin en etkileyici anlarından biri oldukça sıradan bir sınıf sahnesinde yaşanıyor. Öğretmen çocuklardan defterlerini ve kalemlerini çıkarmalarını istiyor. Çocukların ne defteri var ne kalemi. Kıral bu sahneyi büyük bir dramatik kırılmaya dönüştürmüyor. Çocukların sessizliği yeterli. Eğitim vermek üzere gönderilen bir öğretmenle, eğitimin en temel araçlarından bile yoksun bırakılmış bir köy arasındaki çelişki, birkaç bakışta ortaya çıkıyor.

Burada önemli bir ayrım var. Hakkâri’de Bir Mevsim, yoksulluğu yalnızca seyircide merhamet uyandırmak için kullanmıyor. Pirkanis'te yaşayan insanları da şehirden gelen öğretmenin kişisel gelişim hikâyesinin figüranlarına indirgemiyor. Onların kendi dilleri, ilişkileri, çatışmaları ve hayatları var. Öğretmen bu hayatın merkezine yerleşmek istese bile her şeyi anlayamıyor. Belki de filmin en çağdaş tarafı bu: Anlamak için iyi niyetin tek başına yeterli olmadığını kabul etmesi.

Kenan Ormanlar'ın görüntüleri bu yaklaşımın önemli bir parçası. Dağlar ve kar, güzel manzaralar sunmak için değil, orada yaşamanın koşullarını göstermek için var. Timur Selçuk'un müziği ve Genco Erkal'ın ölçülü oyunculuğu da filmin gösterişten uzak dünyasını tamamlıyor. Kıral, sessizliğin bazen bir tercih, bazen de insanlar arasında aşılması güç bir engel olabileceğini biliyor. Üstelik öğretmenin kendi yalnızlığıyla köyün yıllardır yalnız bırakılmış olması aynı şey değil. Film, bu ikisi arasındaki farkı hiç kaybetmiyor.

1983 Berlin Film Festivali'nde Gümüş Ayı ve FIPRESCI Ödülü dahil dört ödül kazanan film, Türkiye'de ancak 1987 yılında gösterime girebildi. Doğunun yoksulluğunu ve devletin yetersizliğini görünür kılması, yıllarca yasaklı kalmasının gerekçelerinden biriydi. Bugün Türk sinemasının kült yapıtlarından biri olarak anılması biraz da bu çelişkiden kaynaklanıyor: Dünyanın takdir ettiği bir film, kendi ülkesinde seyircisiyle buluşmak için yıllarca beklemek zorunda kaldı.

Yine de Hakkâri’de Bir Mevsim'in önemini yalnızca yasaklanmış olmasına bağlamak haksızlık olur. Film, politik olduğu kadar kişisel, gerçekçi olduğu kadar da insanın kendisiyle ilgili sorularına açık. Üstelik izleyicisine kolay cevaplar vermiyor. Öğretmeni bir kurtarıcıya, köylüleri de kurtarılmayı bekleyen insanlara dönüştürmüyor. Birbirine yaklaşmaya çalışan ama aralarındaki mesafeyi hiçbir zaman bütünüyle kapatamayan insanların hikâyesini anlatıyor.

Sinematek/Sinema Evi tarafından restore edilen film, şimdi İstanbul Modern'in 22 ile 27 Ekim tarihleri arasında düzenlediği Yeniden Perdede programıyla yeniden izleyici karşısına çıkıyor. Bu gösterim, sinema tarihimizin önemli bir yapıtını büyük perdede görmenin ötesinde, ona bugünden yeniden bakmak için de iyi bir fırsat.

Çünkü Hakkâri’de Bir Mevsim'i bugün ilginç kılan yalnızca bize geçmişte nasıl bir ülkede yaşandığını göstermesi değil. Kırk yılı aşkın zaman sonra, birbirimizin hayatları hakkında ne kadar az şey bildiğimizi de düşündürmesi.