Barışın İlk Günü
Andrzej Wajda’nın doğumunun 100. yılında yeniden perdeye gelen Küller ve Elmaslar, İkinci Dünya Savaşı’nın sona erdiği gün başlayan bir hikâye anlatıyor. Ama filmin asıl meselesi savaşın bitmesi değil, geride kalanların hayatlarına nasıl devam edeceği.
4 KASIM 2026Bir otel barında birkaç kadeh votka ateşe veriliyor. Kadehlerden yükselen küçük alevlerin her biri, savaşta ölmüş bir arkadaşın anısına yanıyor. Andrzej Wajda'nın Küller ve Elmaslar (1958) filmindeki bu sahne, sinema tarihinin en unutulmaz görüntülerinden biri. Gösterişsiz bir anma töreni gibi başlıyor, fakat kısa sürede başka bir anlam kazanıyor. Masada oturan genç adamlar hayatta kalmış. Arkadaşları ise yok. Savaşın sona ermesi bu basit gerçeği değiştirmeyecek.
Film, 8 Mayıs 1945'te, Nazi Almanyası'nın teslim olduğu gün Polonya'da geçiyor. Avrupa'nın büyük bölümünde savaşın bitişi kutlanırken, ülkenin geleceği belirsizliğini koruyor. Alman işgaline karşı mücadele etmiş Polonyalılar artık aynı safta değil. Sovyetler Birliği'nin desteklediği yeni komünist yönetim iktidarını kurmaya çalışırken, savaş yıllarının yeraltı direnişçilerinden bazıları bu kez ona karşı silahlı mücadeleyi sürdürüyor. Beş yıl boyunca aynı düşmana karşı savaşmış insanların bir bölümü şimdi birbirini öldürmeye hazırlanıyor.
Maciek Chełmicki de bu insanlardan biri. Zbigniew Cybulski'nin canlandırdığı genç direnişçi, komünist parti yöneticisi Szczuka'yı öldürmekle görevlendirilmiş. Filmin açılışında gerçekleşen suikast girişiminde hedef şaşırıyor ve iki masum insan hayatını kaybediyor. Ancak bu korkunç hata görevi sona erdirmiyor. Maciek'e yeniden denemesi söyleniyor. O da emirlerini yerine getirmek üzere bir otelde beklemeye başlıyor.
Sonra Krystyna ile tanışıyor.
Otelde çalışan genç kadınla geçirdiği birkaç saat, Maciek'in uzun zamandır düşünmediği bir ihtimali aklına getiriyor: Savaşmadan yaşamak. Birine âşık olmak, bir yere yerleşmek, ertesi gün ne yapacağını düşünmek. Başka birinin hayatında sıradan sayılabilecek bu istekler, onun için neredeyse ulaşılmaz görünüyor. Gençliğini direniş içinde geçirmiş, arkadaşlarını kaybetmiş ve öldürmeye alışmış biri, artık başka bir hayat kurabilir mi?
Wajda, Maciek'in bu soruya vereceği cevapla ilgileniyor ama onu kolayca masumlaştırmıyor. Maciek çekici, esprili, zaman zaman çocuksu biri. Aynı zamanda öldürme emrini yerine getirmeye hazır bir silahlı militan. Filmin başarısı, bu iki gerçeği birbirinden ayırmamasında. Seyirci onun başka bir hayat istemesini anlayabiliyor, fakat bu isteğin geçmişte yaptıklarını ortadan kaldırmadığını da biliyor.
Cybulski'nin oyunculuğu burada belirleyici. Koyu renk gözlükleri, rahat kıyafetleri ve yerinde duramayan bedeniyle 1945'ten çok 1958'e aitmiş gibi görünüyor. Bu tesadüf değil. Wajda, oyuncunun kendi kıyafetlerini kullanmasına izin vererek savaş kuşağının hikâyesini filmi izleyen gençlerin dünyasına yaklaştırmıştı. Daha sonra sık sık Polonya'nın James Dean'i olarak anılacak Cybulski, Maciek'i bir tarih kitabından çıkmış kahraman gibi değil, sokakta karşılaşılabilecek huzursuz bir genç gibi canlandırıyor.
Bu tercih, Küller ve Elmaslar'ı yalnızca savaş sonrasını anlatan bir film olmaktan çıkarıyor. Wajda, 1958'de yaşayan Polonyalı gençlerin de Maciek'te kendilerinden bir şey bulmasını istiyor. Çünkü savaş sona ermiş olsa bile onun yarattığı siyasi ve toplumsal düzen devam ediyor. Gençler, kendilerinden önceki kuşağın kararlarının sonuçlarıyla yaşamak zorunda kalıyor.
Wajda filmi yaptığında henüz 32 yaşındaydı. 1956'da Polonya'da başlayan siyasi yumuşama, sinemacıların yakın geçmişin tartışmalı konularına daha açık biçimde yaklaşmasına imkân vermişti. Yine de devlet sansürü varlığını koruyordu. Özellikle komünist yönetime karşı savaşmış direnişçileri sempatiyle ele almak kolay değildi. Jerzy Andrzejewski'nin 1948 tarihli romanından uyarlanan Küller ve Elmaslar, bu koşullar altında, dönemin resmî tarih anlatısına sığmayan bir karakteri filmin merkezine yerleştirdi.
Fakat Wajda'nın asıl başarısı, meseleyi iki karşıt siyasi görüş arasındaki basit bir çatışmaya indirgememesi. Maciek'in öldürmekle görevlendirildiği Szczuka da yalnızca iktidarı temsil eden bir figür değil. Geçmişi, kayıpları ve ailesi olan bir insan. O da savaşın ardından başka bir gelecek kurmak istiyor. Maciek'le birbirlerinden ne kadar farklı görünseler de ikisi de tarihin kendilerine bıraktığı sorunlarla uğraşıyor. Üstelik geleceğe dair kararlarının bedelini yalnızca kendileri ödemeyecek.
Filmin büyük bölümü bir otelde geçiyor. Bir yanda yeni düzenin temsilcileri savaşın bitişini kutlamak için hazırlanıyor, diğer yanda suikast planı devam ediyor. İnsanlar içki içiyor, birbirleriyle flört ediyor, iş bağlantıları kuruyor, terfi ihtimallerini konuşuyor. Wajda, bütün bunları aynı mekânda buluşturarak savaş sonrasının tuhaflığını görünür kılıyor. Birileri yeni hayatlarına çoktan başlamışken başkaları hâlâ eski savaşın içinden çıkamamış durumda.
Görüntü yönetmeni Jerzy Wójcik'in siyah beyaz görüntüleri de bu karşıtlıklar üzerine kurulu. Derin odaklı kadrajlarda ön planda konuşan bir karakterin arkasında başka bir olay gelişebiliyor. İnsanlar aynı odada bulunuyor, fakat birbirlerinin hayatlarında neler olup bittiğinin farkına varmıyor. Harap olmuş bir kilisede baş aşağı asılı duran İsa figürü ise dünyanın alışılmış düzeninin artık geçerli olmadığını hatırlatıyor. Wajda'nın sembolleri belirgin, bazen fazlasıyla belirgin. Ama bunlar yalnızca güzel görüntüler üretmek için kullanılmıyor. Filmin anlattığı tarihsel kırılmayı, karakterlerin gündelik hareketlerinin içine taşıyor.
Küller ve Elmaslar, Wajda'nın Bir Nesil (1955) ve Kanal (1957) ile başlayan savaş üçlemesinin son filmi. İlk film Nazi işgali altındaki direnişi, ikincisi 1944 Varşova Ayaklanması'nın trajedisini anlatıyordu. Üçüncü film ise savaşın sonrasına bakıyor. Bu sıralama önemli. Wajda, kahramanlık anlatısının beklenen sonuna, yani zafere ulaştığında durmuyor. Zaferin ardından ne olduğunu merak ediyor.
Yönetmenin kendi hayatı da bu sorudan bağımsız değil. 1926'da doğan Wajda, çocukluğunu savaşın gölgesinde geçirdi. Polonyalı subay olan babası, 1940'ta Sovyet gizli polisi tarafından gerçekleştirilen Katyn katliamında öldürüldü. Wajda yıllar sonra Katyn (2007) filminde bu tarihsel travmaya doğrudan dönecekti. Onun sinemasında geçmiş, anlatılıp geride bırakılacak bir dönem değil, insanların bugünkü hayatlarını belirlemeye devam eden bir gerçeklikti.

Belki de bu nedenle Küller ve Elmaslar'ın en dokunaklı yanı, Maciek'in büyük tarihsel olayların ortasında son derece küçük bir şey istemesi. Krystyna ile birlikte geçirebileceği sıradan bir gelecek. Bir iş, bir ev, kimseyi öldürmek zorunda olmadığı günler. Wajda bu ihtimali romantik bir kurtuluş hikâyesine dönüştürmüyor. Çünkü savaşın insanlardan neleri aldığını anlatmak kadar, geride kalanlara neleri yapmaya devam ettirdiğini göstermek de istiyor.
2026, Andrzej Wajda'nın doğumunun yüzüncü yılı. Polonya'dan Amerika'ya pek çok sinema kurumu yönetmenin filmlerini yeniden gösterime sunuyor. 37. Ankara Film Festivali de Bir Nesil, Kanal ve Küller ve Elmaslar'ı bir araya getirerek bu önemli üçlemeyi yeniden izleme fırsatı sunuyor. Özellikle son filmi bugün büyük perdede görmek, yalnızca sinema tarihinin bir klasiğiyle karşılaşmak anlamına gelmiyor.
Wajda'nın 1958'de sorduğu soru hâlâ geçerli: Büyük siyasi ve tarihsel değişimlerin ardından sıradan insanların hayatına ne oluyor? Bir dönemin sona erdiğini ilan etmek, o dönemin insanlarda bıraktığı izleri de ortadan kaldırıyor mu?
Küller ve Elmaslar, bu soruları bir ülkenin tarihi üzerinden sorarken cevabı tek bir gencin hayatında arıyor. Maciek'in trajedisi, ne için savaşacağını çok iyi bilmesinde, fakat savaş bittiğinde nasıl yaşayacağını henüz öğrenememiş olmasında.
Belki de barışın en zor tarafı bu. Savaşın sona erdiğini herkes duyabilir. Artık savaşmak zorunda olmadığına inanmak ise çok daha uzun sürebilir.
İLGİLİ GÖSTERİMLER
Küller ve Elmaslar
Ashes and Diamonds
Polonya
Dram, Savaş
BÜYÜLÜ FENER KIZILAY