Ankara’da On Film. Hafıza, Aidiyet ve Başka Hayatlar
15 EKİM 202637. Ankara Film Festivali’nin Ulusal Uzun Film Yarışması, kişisel kırılmalardan toplumsal meselelere uzanan on farklı hikâyeyi bir araya getiriyor.
Bir şehrin altında saklı kalmış mezarlık, unutmaya başlayan bir adam, sanal dünyada kendine yer arayan genç ve doğaüstü bir doğum. 37. Ankara Film Festivali’nin ulusal yarışmasında buluşan filmler, birbirinden oldukça farklı anlatı dünyalarına sahip. Yine de hikâyelerinin kesiştiği bir yer var: geçmişin bugüne bıraktıkları ve insanın kendi hayatı üzerinde söz sahibi olma çabası.
12 ile 20 Kasım 2026 tarihleri arasında düzenlenecek festivalin Ulusal Uzun Film Yarışması için 42 başvuru arasından on yapım seçildi. Yeşim Ustaoğlu, Banu Sıvacı ve Hüseyin Karabey gibi deneyimli yönetmenlerin yeni filmleri, farklı kuşaklardan sinemacıların çalışmalarıyla aynı programda yer alıyor.
Hatırlamak ve unutmak
Yeşim Ustaoğlu’nun Artakalan filmi, yaratıcılığıyla bağını yitiren bir şairin kendine yeniden yaklaşma arayışını izliyor. Öykü Karayel’in canlandırdığı Elif’in aile, kimlik ve aidiyet üzerine sorgulamaları, kişisel özgürleşmenin çevremizdekilerin hayatlarını da nasıl değiştirebileceği sorusunu gündeme getiriyor. Film, dünya prömiyerini San Sebastián Film Festivali’nin ana yarışmasında yaptı.
Banu Sıvacı’nın Günyüzü filminde müzisyen Suna, kız kardeşinin ölümünün ardındaki gerçeği öğrenmek için yıllar sonra köyüne dönüyor. Ancak yüzleşmek istediği Bekir’in hafızası demans nedeniyle giderek siliniyor. Hatırlamak isteyen biriyle artık hatırlayamayan biri arasındaki bu karşılaşma, filmin merkezindeki adalet ve bağışlama meselesine beklenmedik bir boyut kazandırıyor.
Hüseyin Karabey’in Hakikatin Ölümü ise Hasan Öztoprak’ın aynı adlı romanından uyarlanıyor. 1995 yılında geçen hikâyede Feridun’un eski dostu Timuçin’le yeniden karşılaşması, geçmişte kalan suçları, şiddeti ve vicdanı gündeme getiriyor. Film, hakikatin yalnızca ortaya çıkarılması gereken bir bilgi değil, yüzleşilmesi gereken bir sorumluluk olduğu düşüncesine kapı aralıyor.
Ailenin görünmeyen sınırları
Ali Vatansever’in Bir Arada Yalnız filminde ölümcül bir hastalıkla yaşayan on dokuz yaşındaki İzzet, sanal gerçeklikte kendine başka bir dünya kurmaya çalışıyor. Annesiyle babası ise oğullarını kurtarmak için farklı umutlara tutunuyor. Aynı evde yaşayan üç insanın giderek birbirinden uzaklaşması, yakınlık ile yalnızlığın her zaman birbirinin karşıtı olmadığını hatırlatıyor.
Alphan Eşeli’nin Mutter: Bir Annenin Hatıra Defteri filmi, annelik deneyimini korku sinemasının olanaklarıyla yeniden ele alıyor. Karadeniz kıyısında insan dışı bir varlık dünyaya getiren Gül, çocuğunu korumaya karar verirken toplumun dışlayıcı bakışıyla karşılaşıyor. Hazar Ergüçlü’nün başrolünü üstlendiği yapım, anneliğe yüklenen koşulsuz sevgi fikrini beden, korku ve toplumsal aidiyet üzerinden sorguluyor.
Pınar Yorgancıoğlu’nun Karanlıkta Islık Çalanlar filminde ise emekliliğinin ardından hayatındaki boşlukla karşılaşan Melih ve ailesi, gerçekleşmemiş hayallerin gölgesinde yaşıyor. Doğaüstü bir karşılaşmayla gündelik hayatın sınırlarını genişleten film, aile içindeki hayal kırıklıklarına kara mizah ve fantastik anlatı aracılığıyla yaklaşıyor.
Şehrin ve hayatın bedeli
Melik Kuru’nun siyah beyaz çekilen İsimsiz Eserler Mezarlığı, kiralarını ödeyemeyen iki ev arkadaşının İstanbul sanat dünyasında tutunma çabasını konu alıyor. Genç bir fotoğrafçının eserlerini satma girişimiyle başlayan hikâye, sanatsal üretimin ekonomik gerçeklerle kurduğu çelişkili ilişkiye bakıyor. Yaratıcılık, geçim kaygısı ve sanat piyasasının beklentileri aynı anlatıda buluşuyor.
Ufuk Emiroğlu’nun Sevda filminde başarılı bir gayrimenkul geliştiricisi, İstanbul’daki yeni projesini hayata geçirmeye hazırlanırken eski bir Osmanlı mezarlığı ve orayı terk etmeyi reddeden bekçiyle karşılaşıyor. Kentin dönüşümüyle kişisel geçmiş arasındaki ilişki, unutulmuş aile hikâyeleri üzerinden belirginleşiyor. Film, modernleşmenin geride bıraktıklarına ve bir şehrin hafızasının kime ait olduğuna dair sorular taşıyor.
Nuri Cihan Özdoğan’ın ilk uzun metrajlı filmi Ölü Köpekler Isırmaz, annesinin ilaç masraflarını karşılamaya çalışan İsmet’in yasa dışı atık ticaretinin içine sürüklenmesini anlatıyor. Rotterdam Film Festivali’nde dünya prömiyerini yapan yapım, suç sinemasının araçlarıyla ekonomik çaresizliği, çevresel yıkımı ve ahlaki tercihlerin sınırlarını bir araya getiriyor.
Aydın Orak’ın kendi kitabından uyarladığı Ölü Arının İğnesi ise trajik bir kaybın ardından bir avukatın eşiyle birlikte yaşadığı dönüşüme odaklanıyor. Cansel Elçin ve Zeynep Tuğçe Bayat’ın başrollerini paylaştığı film, pişmanlık, sorumluluk ve vicdan üzerinden insanın kendi eylemleriyle kurduğu zorlu ilişkiyi araştırıyor.
Aynı perdede farklı bakışlar
Bu on filmi tek bir temanın çevresinde toplamak mümkün değil; zaten seçkiyi ilginç kılan da anlatıların birbirinden ayrıldığı noktalar. Gerçekçilikle fantastik sinema, kişisel hafızayla toplumsal tarih, aile ilişkileriyle ekonomik eşitsizlik yan yana geliyor.
Semih Kaplanoğlu başkanlığındaki jüri, yarışmanın kazananlarını 20 Kasım’da açıklayacak. O tarihe kadar Ankara, farklı kuşaklardan yönetmenlerin dünyalarını aynı perdede görme ve günümüz Türkiye sinemasının hangi soruların peşinden gittiğine birlikte bakma fırsatı sunacak.